İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'nce 2010 Trafik Yılı Etkinlikleri çerçevesinde d üzenlenen "Trafik Kuralları, Aile ve Emniyet Kemeri" konulu kompozisyon yarışmasında okulumuz 9-A sınıfı öğrencisi Merve Nihal KARABIÇAK İl Birincisi olmuştur.
Dereceye giren öğrenciler İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından panaromik müze gezisi ile ödüllendirildi.
Gezide Merve Nihal Karabıçak'a Müdür Yardımcımız Türkay KOYUNCU ile Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenimiz Sedat SANDİLAÇ da okulumuzu temsilen eşlik etmişlerdir.
ÖLÜMLE MÜCADELE
Pamuk ipliğine mi bağlıdır gerçekten hayat denilen şey? Yoksa insan kendi elleriyle mi mahkûm eder kendini bu ipe? Ölüm fermanını kendi mi yazar, kendisi mi geçirir boynuna o kör intihar halatını?
Bilmez mi hayatın ne acımasız olduğunu? Hayatta kabul görmeyen, telafisi olmayan ve pişmanlığı görmezden gelen şeylerin varlığını. Gerçekten kabul mü eder sevdiklerini ardında bırakmayı? Üşengeç ve bazen tembel olduğu için galiba yaptığı felaket tellallığını. Kendi ellerimizle davetiye hazırlarız bazen ölüme. Bu davetiyenin iletilmesinde kimi şeyler aracı olur. Ölüm, ne yüzsüz şey… Geri çevrildiği halde gelir yine kapımıza. Bilir istenmediğini ama çalmadan dönmez o mutlu aile kapılarını. Kimimiz sorgulamadan buyur ederiz içeri ama kimimiz de hesap sorarız. Gücümüzün yettiğince karşı koyarız kapının ardındaki şeylere. Boyun eğmek istemeyiz ölüme. Mücadele ederiz. Sevdiğimiz şeyler vardır hayatta. Körü körüne bağlı olduğumuz şeyler. Belki de bağımlılık yapan şeyler. Hata yapmak zincirleme bir kaza gibidir. Yaptığımız her hata beraberinde daha korkunç bir hatayı meydana getirir. Küçük yanlışlar büyüklerine gebedir. Verdikleri yıkım büyük depremleri aratmayacak şiddettedir. Beraberinde büyük yıkımları getirirler meydana. Beraberlerinde masum insanları da götürürler. Kimi zaman üç yanlış bir doğruyu götürmez. Bir yanlış yüzlerce doğruyu götürür. Bu yanlışlar kor gibi düşer yüreklerimize. Hiç sönmeyecekmiş gibi yanan alevleri bir çırpıda söndürüverirler.
Oysa insanın küçük bir hareketi, düşüncesi onu bu kâbuslardan uyandırabilir. Kendisini şöyle bir sarsması yeterlidir bazen. Bir gün evinden çıkıp arabasına bindiğinde koltuğunun altında ömrünü tüketmeye mahkûm edilen ‘’emniyet kemeri’’ne ulaşabilirse. Ona güvenir ve ailesini düşünürse. Yolunda giderken gördüğü masum gözlere bakarsa. Onu seven, önemseyen kalpleri tanırsa. Ayağı gitmezse o gaz pedalına. Gözü görmek istemezse o ibrenin doruğa ulaştığını. İşte o zaman başarır mutlu yaşamayı. O zaman bencil sıfatından kurtarır kendisini. İşte tam o sırada seven kalplerin sevgisine layık olur. Doruğu görmek, yükseğe ulaşmak her zaman sanıldığı kadar güzel değildir. Bazen var olanla yetinmek ya da imkânımız olsa bile alçaktan uçmak gerekir. Kimi zaman doruklar daha cezbedicidir ama yamaçlar daha huzurlu ve güvenlidir.